SSCB’nin dağılmasına mütakip bağımsızlığını ilan eden Ermenistan bağımsızlığından 1 sene sonra Karabağ’da soykırım yaptı. Başkalarının söylediğinin aksine bu bir katliam değil soykırımdı. İnsanlar vahşice öldürülüp, tecavüze uğrayıp, yerlerinden edilmekle kalmadı. Bölgenin demografik yapısı değiştirildi. Türkler yok edildi ya da sürüldü yerlerine Ermeniler yerleştirildi. Böylelikle bölge Ermeni bölgesi haline getirildi. Burada bu acıyı tarif etmek yerine yukarıdaki kısa belgeselden biraz olsun bilgi sahibi olabilirsiniz. Ermenistan SSCB’nin yıkılması sonrasında dahi aslına bakarsanız Rusya güdümünde kalmaya devam ederek bir ileri  karakol görevini üstlendi.

Bunu daha da açmak gerekirse NATO müttefiki Türkiye ile Türk devletlerinin bağlantısını kesmekti görevi. Ama işin rengi Paşinyan’ın iktidara gelmesi ile değişti.

Gelin Paşinyan’ın iktidara gelişini bir hatırlayalım.

2015 yılındaki referandumla yönetim sisteminin yarı başkanlıktan parlamenter demokrasiye değiştirilmesinin ardından Sarkisyan’ın bu değişikliği kendisini başbakan yaparak görev süresini uzatmak için kullanacağı yönündeki kaygılar protestoları tetikledi. (daha önce 2 kez seçilebiliyordunuz ve Sarkisyan’ın 2. başkanlık dönemiydi.)

Soros fonlarıyla palazlandırılan grupların “Serj’i reddet” adıyla başlattığı hareketin lider figürü olarak Paşinyan öne çıkmıştı. Paşinyan ve liderlik ettiği muhalif blok sokağa indi. Paşinyan bu dönemde kamuflaj desenli tişörtü ve kasketiyle Kadife Devrim’in lideri ve imgesine dönüştü.

Paşinyan parlamentoda üç ufak muhalif partinin oluşturduğu Çıkış Hareketi’nin içindeydi. Bu hareket, Avrupa ile entegrasyonun artırılmasını, Batı ile yakınlaşmanın sağlanmasını ve Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması yapılmasını savunuyordu.

Protestolar sonucunda Sarkisyan, “Nikol Paşinyan haklıydı. Ben haksızdım. Görevimi bırakıyorum” sözleriyle başbakanlıktan istifa etti.

1 Mayıs’ta Sarkisyan’ın istifası ardından parlamentoda yapılan ilk seçimde, başbakanlık seçimine tek aday olarak giren Paşinyan gereken oyu alamadı. Başbakan olması için gerekli olan 53 oyu alamayınca parlamentodan ayrılıp Erivan’daki Cumhuriyet meydanına giden Paşinyan, 2 Mayıs’ta eylem çağrısı yaptı. Paşinyan’ın çağrısıyla sokaklara inen göstericiler, yolları kapattı, toplu taşımayı felç etti, okullar kapandı. 3 Mayıs’ta tüm partiler Paşinyan’a destek sözü verdi. Paşinyan, göstericileri eve dönmeye çağırdı. Paşinyan, 8 Mayıs’ta parlamentodaki oyların salt çoğunluğunu alarak Başbakan seçildi.

Artık iktidarda Kremlin’e yakın değil Washington’a yakın biri vardı. ABD, Rusya’nın hiç beklemediği bir yerden arka bahçesine girmişti. Fransa’da ve onun peşi sıra avrupada yaşanan Turkofobi akımı Ermenistan’ı cesaretlendirmişti. Tabi Ermenistan’da bu durumlar yaşanırken Azerbaycan ise doğal kaynakları nedeniyle ciddi bir yükselişe geçmişti. özellikle TANAP ile gazını Gürcistan ve Türkiye üzerinden AB ulaştırması onu ekonomik anlamda güçlendiriyordu. Bu durum karşısında bir tedirginliği olan Ermenistan AB’den de aldığı cesaretle Tovuz’u işgal planları yapmaya başladı. Amaç Tovuz’u ele geçirerek doğalgaz hattının kontrolünü ele geçirmekti. Ama hesaba katmadığı şey pandemi ve Türkiye’ydi.

Ermenistan kışkırtıcı adımlar atarken Azerbaycan ve Türkiye durumun farkındaydı. Esasında Türkiye Azerbaycan hep Zengilan koridoru denilen SSBC sonrası Rusya’nın Türkiye’ye attığı büyük çalımı aşmanın planlarını hep yapıyorlardı. Çünkü Azerbaycan’ın başkentine ve bölgelerinin büyük bir çoğunluğuna sadece uçakla ulaşabiliyorduk. Buda ticareti ciddi oranda sekteye uğratıyordu. Oysa Türkiye hep bir demiryolu bağlantısı ile Azerbaycan ve Asya’ya ulaşmak istiyordu. Tabi Ermenistan’ın kışkırtmaları başladığı dönemden itibaren Türkiye Azerbaycan’a ciddi destek vermeye başladı. Ermenistan rakibini çok hafife alıyordu. Çünkü AB’ye gereğinden fazla güveniyordu. AB baskısı ile Türkiye’nin destek olamayacağını Azerbaycan’ın az bir ilerleme bile kaydetse sonuçta Agit Minsk grubunun devreye girerek durumu yatıştıracağını ve nihayetinde karlı çıkanın Ermenistan olacağını düşünüyorlardı.

Fakat 27 Eylül’de Azerbaycan büyük bir operasyon başlattı. Ermenistan beklemediği orantısız bir güçle karşılaştı. Çünkü o çok güvendiği hava savunma sistemleri ilk kez karşılaştırdıkları teknolojilerle baş edemiyordu. Aslında onlar bu teknoloji ile ilk kez karşılaşmış olsalar da bu teknoloji onların kullandığı sistemlerle ilk kez karşılaşmıyordu. Oldukça tecrübeleri vardı. İddialar o ki oradaki TB2’leri Türk operatörler kullandı. Çünkü Suriye ve Libya’da tecrübe kazanan operatörler burada etkin hava saldırısını daha başarılı yönetebilirlerdi. İsrail’den alınan kamikaze droneları da unutmamak gerek. 100’lerce video izledik. Bu açık ve net iki şeyi gösteriyor. Azerbaycan bu günü beklercesine hazırlanmış ve İsrail, Azerbaycan tarafını tutuyor. Kime karşı kullanacağını bile bile bu kadar drone’u desteklemese vermezdi. Nitekim bu iddiamızı operasyonun başladığı günden itibaren Tel Aviv ve Azerbaycan arasında yaşanan uçak trafiği de doğruluyor.

Burada bir dip not vermek istiyorum. İsrail bu desteği Azerbaycan’ı çok sevdiği için falan vermedi. İsrail ile Azerbaycan arasında Türkiye-Azerbaycan tarzı duygusal bir bağ falan yok. İsrail’in destek vermesinin altında İran’ın kuzeyinde yaşayan Azerbaycan Türkleri yatıyor. Amaç bölgede Azerbaycan’ı güçlendirerek İran’ı zayıflatmak ve karıştırmak.
İran’da yaşayan Türklerin nüfusa göre dağılım oranı (%):

Ermenistan bu durum karşısında hemen AB’den destek almak için peş peşe açıklamalar yapmaya başladı. Ama hesap etmediği bir şey vardı: pandemi. Destek beklediği Fransa ve diğer devletlerin başı pandemi ve pandemi dönemindeki başarısız hamleleriyle dertteydi. Ne ekonomik olarak ayıracakları bütçe ne de bu konuyla ilgilenecek zamanları vardı. Yine de olabildiğince destek oldular. Ama Türkiye 1992 yılındaki Türkiye değildi. Daha ilk günden Türk televizyonlarında anlık operasyon görüntüleri paylaşılıyor halkın milli duyguları kabartılarak Azerbaycan’a karşı birlik ve bütünlük tesis ediliyordu. Böylelikle AB’nin Türkiye karşı söylemleri halkta endişe yaratmıyor ve iktidarın dik duruşu sarsılmıyordu. Türkiye bu anlamda kesinlikle Ermenistan’ın beklentisinin tam zıttı şekilde ciddi destek verdi. Azerbaycan Özel Kuvvetleri sahada destan yazıyordu. Fakat bu esnada olayı ciddi analiz edenlerin fark ettiği bir durum yaşanıyordu.

Azerbaycan, Türkiye’nin Suriye’de uyguladığı ilerleme taktiğine çok benzer bir ilerleyiş sergiliyordu. Droneların etkin kullanılması ise bize Libya’yı anımsatıyordu. Dronelar ile düşman tahkimatı yerle bir ediliyor. Psikolojisi bozulan ve paranoya olan düşman askerleri kara birlikleri tarafından yok ediliyordu. Bu iki taktiği son 20 yılda uygulayan tek ülke Türkiye. Burada Azerbaycan askerlerine TSK birliklerinin ciddi tecrübe ve bilgi yüklemesi yaptığını görebiliyoruz. Bunu söyleyince bazı Azerbaycanlı kardeşlerimiz alınmasın. Biz Azerbaycan askerlerinin büyük cesaretini ve başarısını gölgeleyip başarıyı kendimize mal etmiyoruz. Biz kardeşiz sizde muhakkak başka konularda kendi tecrübelerinizi bize aktarmışsınızdır. Bu olması gereken bir durum.

Paşinyan’a gelince AB’den umduğunu bulamadı ama en acısı en güvendiği güç ABD’den de umduğunu bulamadı. Çünkü ABD seçim ve pandemi dolayısıyla kafasını çevirecek durumda değildi.

Şimdi gelelim Rusya’ya. Son ana kadar bekleyip son anda neden ateşkes imzalandı diye Aliyev’e yüklenenler var. Hatta “Düşman moralman çökmüş sözde başkente birkaç km kalmış. Düşman kaçıyor böyle bir durumda hangi akla hizmet ateşkes imzalarsınız” diye eleştirenlerde var. Çok doğru. Ama kazın ayağı öyle değil. Rusya en başından beri operasyonu takip etti.

Rusya strateji olarak çok zeki bir ülkedir. Karı yoksa kılını kıpırdatmaz. O yüzden doğru anı bekledi. Yani hem Ermenistan’ın kaybedeceği hem de bölgeye asker konuşlandırabileceği anı.

Rusya öyle bir anda müdahale etti ki 1 taşla 2 kuş vurdu. Hem hezimeti yaşamış Ermenistan hükümeti bu imaj nedeniyle gidecek ve yerine Kremlin’e yakın bir iktidar gelecek hem de Rusya bölgeye asker koyacak. Eğer savaşın ilk anında girseydi sadece 2. si olurdu. Peki Azerbaycan bu ateşkesi neden kabul etti. 2 sebebi var.
1) Kış yaklaşıyor ve kar yağdığında tepelik bölgeleri ele geçirmek aşırı zor hale gelecek. Belki çok sayıda şehit verecekti.
2) Rusya’nın baskısı. Hatırlarsanız ateşkes öncesi ilginç bir hadise yaşandı ve bir helikopter Ermenistan-Nahçivan sınırında düştü. Uçak değil helikopter saldırırken vs. değil kalkış yaptıktan kısa bir süre sonra. Bu detayı kaçıranlar durumu anlamayacaktır. Eğer Aliyev o imzayı atmasaydı Rusya o helikopteri bahane ederek yine bölgeye girecekti. Bu sefer Azerbaycan daha kötü şartları kabul etmek zorunda kalabilirdi.

Bu anlaşmada yapılan en büyük hata ise Türkiye’nin adı hiç geçmemesi. Aliyev her ne kadar Türkiye’de Barış Gözlem Gücünde olacak dese de Rusya’nın kaç asker bulunduracağına kadar detaylı bilgi içeren bu antlaşmada Türkiye’nin adı dahi yok.