Enver Paşa’nın kardeşi, Atatürk’ün silah arkadaşı, Kafkasya’da İslam Ordusu Kumandanı, Sütlüce’de silah ve cephane fabrikatörüydü… NURİ KİLLİGİL!
Milli Harp Sanayi ve Türkiye için ömrünü harcamış büyük ismi yakından tanıyın. Onun hakkında birçok insan sadece şunu biliyor, “milli silah üretmek istemiş, sabotaj sonucunda hayatını kaybetmiş” Bu kadar mı?

1889/1990 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Nuri Paşa, Enver Paşa’nın kardeşidir. Askerliğe 1909 yılında başlayan Nuri Killigil, Trablusgarp’a gönderilen gönüllü subaylar arasında yer aldı. Sonrasında Kafkas İslam Ordusu Komutanlığı’na getirilen Nuri Paşa, Bakü ve Dağistan’ı Rus işgalinden kurtarmıştır. Daha sonra, kurtarılan bölgeler anlaşmalar sonucunda Rusya’ya geri verilmiştir.

Savaş sonrasında Almanya’ya giden Killigil’in Alman silahlarını/fabrikalarını incelediği ve tecrübe edindiği ifade edilmektedir. 1938 yılında Türkiye’ye geri dönen Killigil’in hedefi büyüktür. Silah fabrikası kurmayı hedefleyen Nuri Paşa, bu hedefine 1940’lı yıllarında ulaşır. 1940’lı yılların başında gelişmiş sayılmayan bir fabrikada silah üretimine başlayan Nuri Paşa, İkinci Dünya Savaşı’nın etkisi ile çok sayıda ülkeden silah siparişi alır.

İkinci Dünya Savaşı döneminde işleri büyüten Killigil, 1946 İstanbul Sütlüce’de kurulan yeni fabrikaya geçiş yapar. Yeni fabrika; tabanca, 81 mm havan, mühimmat, tapa, uçak bombası, tahrip kalıpları üretme kapasitesine sahiptir. Nuri Paşa, ürettiği silahları başta Türkiye olmak üzere birçok dost ülkenin hizmetine sunmuştur. Bu ülkelerden bazıları Mısır, Pakistan ve Suriye’dir. Turancı ve Almanya’ya yakın olan Nuri Paşa’nın İsrail karşıtı olduğu bilinmektedir.

İsrail’in kuruluşuna karşı olan Nuri Paşa, Mısır ve Suriye gibi devletlere silah satışı gerçekleştirmiştir. Bu silahların, İsrail’e karşı kullanılması planlanmıştır. Arapları silahlandıran Nuri Paşa,”Devlet üstüne devlet olmaz.” diyordu ve İsrail’i hedef alıyordu. Aynı zamanda çağın büyük silah şirketlerine rakip olan Nuri Paşa, hedef haline gelmişti.

2 Mart 1949 tarihinde, Sütlüce’de bulunan Killigil silah fabrikasında bir patlama meydana geldi. Nuri Killigil ve birçok emekçi fabrikanın içindeydi. Çok geçmeden ikinci ve üçüncü patlama da meydana geldi. Patlama çok büyüktü, her şey yanmıştı.

O dönem Yeni Sabah’ta muhabirlik yapan Ecevit Güresin şöyle yazmıştı: “Patlamadan, Nuri Paşa’nın parçalarından bazıları dağınık olarak bulundu. Kolunun yarısı, elleri, ayağı ve bazı vücut aksamı. Hazin fakat askerce bir son…” ancak şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Killigil fabrikası, 2 Mart 1949’da havaya uçuyor. Türkiye, İsrail’i 28 Mart 1949’da resmi olarak tanıdığını açıklıyor ! Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 1 ay bile geçmeden İsrail’i devlet olarak tanıyoruz.

Ne kadar ilginç değil mi? Daha bitmedi… Nuri Killigil, Şakir Zümre, Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş’un tanıştığını biliyormuydunuz? Hepsi, Milli Harp Sanayi için uğtaştı ve hepsinin önüne engeller çıktı. Demirağ’ın ürettiği milli silahı kendi devleti satın almadı, Hürkuş’un uçması engellendi, Killigil’in yaşamı şüpheli şekilde son buldu.

Killigil’in fabrikasında yaşanan patlamadan sonra TBMM’de konuyla ilgili gizli bir oturum gerçekleşmiştir. Ancak bu oturumun tutanakları asla açıklanmamıştır. Ayrıca, fabrikadaki patlamayla ilgili kapsamlı bir plan doğrultusunda şekilleniyor… Karşı çıkanların, konuşanların bazen sessizce bazen ise gürültülü şekilde ortadan kaybolduğunu görüyoruz.

Son olarak, CB Erdoğan bir ay önce katıldığı bir açılış programında “Nuri Killigil’in modern silah ve cephane fabrikası sabote edildi” ifadelerini kullanmıştı. Peki, kim yaptı? Neden yaptı? Bu sabotajın üstünü kim kapattı? Sorulacak çok soru var. Milli silah üretmek isteyen insanların başına hep kötü şeylerin geldiğini görüyoruz. Bu bir tesadüf mü? Nuri Paşa’nın fabrikası o gün patlamasa, Nuri Paşa ölmese ve üretime devam etseydi, şu an Türk Savunma Sanayi hangi konumda olurdu? Ruhun Şad olsun Nuri Paşa !